İsrail’in İlminin Dışsal İlimlerle Kıyaslanması İlmi Değerlendirmenin Standardı
Dünyadaki herhangi bir ilmin değeri, yaydığı amaca göredir. Bu, tüm çalışmaların, yöneldiği hedeftir. Dolayısıyla, amacı olmayan ilim, zaman geçirmek için gelen ve amaçları bu olan, oyun oynayan çocuklar haricinde, hiç kimse için tasavvur edilemez. Bu sebeple bir ilim, sarf ettiği gayretle değil, yaydığı amacın faziletine göre değerlendirilir.
Dolayısıyla herhangi dışsal bir ilmin, sadece bugün ya da yarın kaybolacağı kesin olan maddesellik amacına yönelik olduğunu görüyorsunuz. Bu durumda, öznenin yüklem olması yeterlidir.
İlmin, bu konular üzerinde pek çok avantajı olsa da her nerede olursa olsun bu yine de manevi bir nesnedir, ancak bunun, amaçla, ebediyete ulaşma kararlılığına göre değerlendirildiğini zaten söylemiştik. Amaç, geçici ve değişken ise ilim kaybolur gider.
Şimdi dışsal ilimlere kıyasla, İsrail’in ilminin önemini değerlendirecek bir standardımız var. Bu ilim, yalnızca Yaradan’ın yarattıkları üzerindeki hükmünün ve O’na tutunmanın anlayışına dayanır. Öyle anlaşılıyor ki, bu ilmin özü, Yaradan’a dayanır. Yarattığı yaratılışa kıyasla Yaradan’ın önemi, akıl almaz, kavranamaz olduğu için, İsrail ilminin faziletinin dışsal ilimlere kıyaslanması da mümkün değildir.
İlmimizin özü, her daim geçerli ve ebedi olması nedeniyle sonsuza kadar kalacaktır. Ve bu ilim, algılanabilecek en iyi hedef olan Yaradan’a yakınlaşmak ve tercih etmekle ilgilendiğinden, ona bağlanan ve onunla ödüllendirilen konuşan tür için, bu iyinin de en iyisidir.
Budalaların Arzusu Yoktur
Fakat budalaların arzusu yoktur. Dolayısıyla İsrail evi azınlıktır, atalarımızın dediği gibi, “Binlercesi Tora ile, yüzlercesi Mişna ile, onlarcası Talmud ile başlar ve sadece biri öğretme niteliği edinir”
“Yükselişteki çocukları gördüm, sayıları çok azdı” Bunun pek çok sebebi vardır. Fakat asıl olan, onunla başlayanların, onu tam anlamıyla tatmak ve budalaların en küçük ölçüsünün en azından O’nun rehberliğinin erdemlik olduğunu bilmek istemesidir.
Budalanın özüne uygun olarak bir takım bilinmesi gerekenler ve bilinir kılınanlar vardır. Fakat “Konuştuğu gün kız kardeşimiz için ne yapacağız?” Her şeyden önce ilmimiz, midenin dili haricinde, her şekilde yorumlanabilir, çünkü bu ilmin konusunun, mide diline ihtiyacı yoktur. Açıklığa kavuşturmak istediğimiz budur, ayrı bir makalede bunu açıklığa kavuşturacağız, çünkü karmaşanın başlangıcı ve sonudur.
Hüzünlü Bir Hayat Yaşayacaksın
Git ve gör, her ilmin bir koşulu olduğunu göreceksin, dışsal ilimlerin bile: “Hüzünlü bir hayat yaşa” “Bilge” ünvanını alan kişinin, her tür dünyasal hazzı küçük gördüğü bilinen bir şeydir. Ruhunun uzak durma ölçüsüne bağlı olarak, kişi ilmin peşine düşme ızdırabı nedeniyle, katlanmayı seçer, o kadarı da onu bulur.
Bu nedenle dünyadaki tüm bilgelerle ilgili şu soruyu sormalıyız: Her sevgi, kişinin kendi etinden ve kendinden doğar ve kendine ve kendi etine döner. Öyleyse tüm bu bilgeler, başlangıcı ve sonu etin çalışmasından başka bir şey olmayan sevgi ilminde, nasıl başarısız olur?
Aslında, tecrübeli bir insan bilir ki, dünyanın hayâl edilebilen en büyük hazları, insanın faydası içindir. Çok istenen bu şeyi elde etmek, her çabaya ve dünyasal ödüne değerdir. Bu, her neslin çekildiği ve tüm dünyasal yaşamı önemsizleştiren bir mıknatıstır.
Her ilim, öncüllerinin inşa ettiği ve bu yolla arzularını açıkladıkları, kendi terminolojisiyle gelir. Bu dil, pek çok şeyi birkaç kelime ile açıkladığından, büyük bir avantaj —ilmin kendisine yakın ve ona bağlananlara yakındır— yaratır ve bir ara bulucudur.
Gerçeğin İlminin Taşıyıcıları ve Dışsal İlmin Taşıyıcıları
Gerçeğin ilminin faziletiyle ilgili olarak şu açıktır ki, herhangi bir ilim için gereken ön koşul olan dünyasal yaşamı küçük görmek, bu ilim için de gereklidir. Ancak buna ilave olarak kolektif mıknatısın —insanların onayı— kötülenmesi de gerekir.
Dışsal bir bilge, dünyasal yaşamı, değerli zamanını boşa harcamaktan kaçınmak için kötüler. Bütün aptalların yaptığı da budur. Dünyasal yaşama olan düşkünlükleri nedeniyle, bununla zaman harcarlar. Bilgeler, dünyasal yaşamı alaya alma seçimleri nedeniyle, bir firari gibi kendilerini soyutlayıp, aynı zamanda karşılığında ilmi edineceklerdir.
Oysa gerçeğin bilgeleriyle ilgili şu sonucu çıkarırız: Kolektif mıknatısı kötülemedikleri sürece —insanların onayını almak— kesinlikle ilmi edinmeye hazır değillerdir. Bu kişi, zamanını insanların onayını almak için harcar ve bu şekilde, zamanını dünyasal yaşama harcayan aptallar gibi olur. Böyle bir insanın kalbi, saf ve temiz ilmi edinmeye uygun değildir ve Yaradan’ın lütfunu almaya uygun değildir, bu, bu kadar basittir.
Şimdi ilmimizin sıradan insanlar için neden arzu edilir olmadığını ve neden değersiz bir ilim olarak bile görmek istemediklerini anlayabilirsiniz. Oysa yanılıyorlar çünkü dışsal ilmin tüm amacı, insanların onayını almaktır. Dolayısıyla çoğunluğu oluşturduklarından ve tanınmış insanları, daha da tanınmış yaptıklarından, aptalların bile onları kabul etmesi için, ilimlerini, yüzeysel kisvelerle örtbas etmeye çalışıyorlar.
Aptallardan Gerçeğin İlmini Gizlemek
Oysa gerçeğin ilminin bilgelerinin, ilmi, aptalların kabul edeceği şekilde ifşa etme gibi bir arzusu yoktur, zira bu aptallara gerek yoktur. Şunu söylemek isterim ki, eğer neslin bilgeleri, kabul etmeleri için, onlara gerçeği öğretmeye çabalasalar bile, bu manevi çalışma ile olmayacaktır.
Aptalların, kendilerine yakın, yani dünyasal hazlara ilişkin konuları ifşa etmek dışında hiçbir arzusu yoktur. Daha önce açıkladığım gibi, aptalın ilimden nefret etmesi aptallığından değil, tüm yaşamı, arzularının yarısını bile tatmin etmediğinden, hazza olan düşkünlüğü nedeniyledir. Bu sebeple, hoşlansa ve hatta dışsal ilimlerde meşhur olan bilgeler, bu ilme bağlı olarak, dünyevi şehvet ve bedensel doymaya denk olan, insanların onayını almaya yatkın olmaları nedeniyle, bu ilme kıyasla dünyevi ve budala olarak kabul edilseler bile, ilim için zamanları olmayacaktır.
Bilgelerimiz Gerçeğin İlmindeki Gelişimi İfşa Etmezler
Bu sebeple, bilgelerimiz, aptallara, gerçeğin ilmindeki gelişimi ifşa etmezler, çünkü bu büyük bir yanlış olur, tıpkı atalarımızın şöyle söylediği gibi, “İnsana duyduğu şeyi söylemesinin emredilmesi gibi, duyulmamış olanı söylememesi de emredilmiştir” Ayrıca Zohar’ın pek çok yerinde şöyle yazar: “Yazıklar olun eğer söylersem, yazıklar olsun söylemezsem. Eğer söylersem, değersiz olanlar efendilerine nasıl hizmet edeceklerini öğrenir” Bilgeliği önemi yüzünden — aptalların ağızlarında, onu gereksiz boş sözlere dönüştürmekten kaçınmak için, kalpleri ihtirasla dolu olanların Kutsallığın parlaklığıyla beslenmeyeceği gibi, bilgelerimizin söylediği gibi, ‘Bütün kalbi mağrur’.
Her seferinde, günahkârların krallığının, nesiller boyunca yayılmasının, bizlere, bizim neslimizde bile birkaç kez olduğu gibi, kutsal Tora’nın acilen yakılmaya mahkûm edilmesinin sebebi budur. Bu böyledir çünkü kendi iğrenç arzularını doyuracak herhangi neden bulamadıkları için, budalaların gözlerine daima bozuk gelen O’nun eşsizliğinin ilminde gönülleri yoktu. Tam tersine, bu yüzden mahrum kaldılar, çünkü zevk alamıyorlar, kalplerini sakinleştiren tek şey olan zinayı halkın önünde yapmaktan zevk almıyorlar.