<- Kabala Kütüphanesi
Okumaya Devam Et ->

MEKTUP - 18

Dostlarıma, ömürleri uzun olsun

…’nın mektubunu aldım, bazı arkadaşlar kazanım olmayacağını düşündüklerinden yazmada tembellik ediyor, çünkü yazmakla bir şey elde edip edemeyeceklerinden emin değiller. Bu şu soruyu akla getiriyor, “Kazanç getiren nedir?” Bazıları tüm sorularına cevapları olduğunu düşünüyor. Bu durumda soruya gerek yok, çünkü zaten cevapları var ve ihtiyaçları olan tek şey bildikleri şeyi yapmak.

Hala daha kötü niteliklerini ıslah etme ihtiyacında olduğunu ima ederek, ne demek istiyor? Bundan dolayı gece gündüz üzüntü duymaktan, “günahım her zaman benim önümde,” sözündeki gibi endişelenmekten başka bir meşguliyeti yok mu? Eğer niyeti buysa bu çok hoşuma gider.

Yine de şöyle yazılıdır, “İzin ver kalbindeki endişeyi başkalarına söylesin.” Şavuot festivali yaklaştığından ve Tora’nın verilişi ile ödüllendirilmek için pek çok hazırlığa ihtiyacımız olduğundan, babam adına buraya birkaç şey yazacağım.

Bu konu “Arvut” makalesinde bahsedilmiştir, “Ben’im sesime gerçekten itaat ederseniz, tüm nesiller içinde Ben’im faziletim olursunuz, tüm yeryüzü Ben’im ve siz Bana rahipler krallığı ve kutsal ulus olacaksınız.” Ayrıntılara girmeyeceğim, fakat burada esas olarak Yaradan’a yakınlaşan tüm nesiller içinde en yetkin olan İsrail halkından bahsedilmiştir. O, daha sonra bereketini geri kalan uluslara yayar.

Dolayısıyla, bilin ki dostlarım, Baal HaSulam ile beraber olduğumuzdan beri Yaradan’a yakınlaşmada daha yetkin olduk, şimdi artık onun sesini dinlemeye ve şartlarını yerine getirmeye mecburuz. Ona yakın olduğumuz sürece bu kesinlikle bizim yararımıza olacak ve sesi kutsal yerde duyulacak. Kişi Keduşa’ya (kutsallık) yaklaştığında onun sesi duyulur ve bizler başaracağımızdan emin oluruz.

Bu, “Kardeşlerim ve dostlarım için Ben şöyle diyeceğim, ‘barış içinizde olsun,’” sözünün anlamıdır. Bu demektir ki, özellikle kardeşlik ve dostluk nedeniyle “Ben barış diyeceğim.” Aksi takdirde onlar tartışma içinde olurlar.

Yorumcular, “barış içinizde olsun,” sözünün Kudüs’ü işaret ettiğini söyler. Biz kendi yolumuza göre bunu yorumlamalıyız. Kudüs’e “dünyanın kalbi” denir ve ruhtaki Kudüs’e, yani insanın arzusuna “insanın kalbi” denir ve burada bir anlaşmazlık vardır, yani orada insan yapımı dünya ulusları arzuları ve İsrail arzuları vardır ve biri diğerine hükmetmek ister.

Öyle anlaşılıyor ki, Kudüs denilen kalbin içindeki arzular birbirleriyle tartışır ve çekişir ve bu sırada kimse kimseye hükmedemez. Doğal olarak hiçbiri bütünlüğü elde edemez. Bu Rav Rabba’nın söylediği şeydir, “Sana yalvarıyorum, Cehennemin kapısını miras alma.” Bu demektir ki, hem dünyasal hem de manevi arzularda ızdırap söz konusudur.

Bu Yaradan çalışmasına yeni başlayan öğrenciler için geçerlidir. Onlar, kırılmadan gelen arzular nedeniyle kırık kaplardır ve kalplerinin içinde kutsallığın kıvılcımları, Klipot’un içindeki alma kıvılcımlarına karıştığından, tam güçlerini gösteremezler.

“Dostlarım ve kardeşlerim için,” yani yaratılış amacı Yarattıklarına iyilik yapmak olduğu için nefret yerinde “sevginin ışığı” denilen Yaradan ışığının görünmesi uygun değildir. “Şöyle diyeceğim, ‘barış içinizde olsun,’” ayetindeki “içinizde,” kalpte barış olacak demektir. Tıpkı, “Yaradan aşağıda olanların arasında olmak ister,” sözündeki gibi, yani aşağıda olanların Yaradan’ın ışığını edinmesi için onlarla sevgide, kardeşlikte ve dostlukta beraber olmak ister, şöyle yazdığı gibi, “Tanrı ne söylerse dinleyeceğim, çünkü O, aptallığa geri dönmemeleri için Halkına barış verir.”

Kalbe konuşan Yaradan’ın sesini duyduğumuzda, her şey “Arınmaya gelen yardım alır,” sözündeki gibi gerçekleşir. Kutsal Zohar bunu şöyle yorumlar, kişi kutsal ruhtan yardım görür, yani kalp Yaradan’ın sesini duyar ve sonra özellikle kutsallığın sesi, yani ihsan etme arzusu tüm arzulara hükmeder. Ve doğal olarak aptallığa geri dönmez, yani bir daha günah işlemez, çünkü tüm alma arzusu ihsan arzusuna teslim olmuştur.

Bu sırada tüm iyilikler kalpte belirir, çünkü Şehina’nın haz doldurması için orada yer vardır ve sonra tat ve dostluk yayılıp insanın tüm organlarını kaplar.

Bu özellikle Yaradan’ın sesini duyduğunda olur. Tüm beden teslim olur ve kendini kutsallığa köleleştirir. Beden kutsallığa hizmet eden bir hizmetkâra dönüşür. Fakat Yaradan’ın sesini duymakla ödüllendirilmediğinde tersi olur, ayette denildiği gibi, “Sen bize yemek için kıtık (tiftiklenmiş yün) verdin,” yani kutsallık arzuları, alma arzusuyla yutulur.

“Düşmanları bozukluklarını kendilerine aldı,” yani alma arzusu kutsallığa niyetlenen tüm enerjiyi alır; kendisi için alır, yani eğer kişi Tora ve çalışmaya bağlanırsa, bu onun tüm enerjisini alır. “Ve sen bizi ulusların içine dağıttın,” yani ihsanın tüm güçleri “uluslar” denilen alma arzusunun hükmü altına girdi.

“Sen halkını ucuza sattın,” yani alma çalışmasında haz olmamasına rağmen eğer ihsan eylemi yerine getirmek istersek, bunun için de enerjimiz olmaz, çünkü alma arzusu hükmeder. “Ve onların satışından kar elde etmedi,” dünyasal şeyler yaparken haz almamıza gerek yok demektir fakat alanın yararına çok küçük bile olsa bir umut varsa, orada çalışma enerjisi vardır. Tersinde de durum böyledir; Eğer birkaç Mitzva’yı yerine getirileceğine dair umudu olursa kişi kontrolü elinde tutar.

Kişi LoLişma’da her şeyi yapılabiliyorken, gizliliğin büyüklüğü nedeniyle Lişma’da her şey ona kötü, alçak ve aşağılık gelir, fakat o bu düşünceyi tüm gücüyle reddeder çünkü insan doğası bayağı bir şeye tahammül edemez.

Bu, “Sen bizi komşularımıza, etrafımızdaki herkese yakınlaştırdın,” sözünün anlamıdır. Bu demektir ki, alma arzusuna “yakınımızda yaşayan uluslar” denir, yani bu uluslar biz onlara karşı güçsüz kalana kadar Lişma çalışmasını her türlü oyunla alaya alır.

Bunu takiben kişinin tüm çabası Yaradan’a yakınlaşmak ve “Kardeşlerim ve dostlarımın iyiliği için Ben diyeceğim ki, ‘barış içinizde olsun’” diyen Yaradan’ın sesini duymaktır.

Tek ihtiyacımız olan tetikte durmaktır, sonrasında yaklaşan kötü durumumuzu bilir ve bu nedenle Yaradan’dan sadece kutsallık yaşamı ve “arınmaya gelen yardım alır,” isteriz.

Bununla “Birbirine bağlanmış bir değnek ve somun cennetten verildi,” sözünün anlamını anlayabiliriz. Sormalıyız, “İkisi birbiriyle çelişmiyor mu?”

Konu şudur ki “değnek,” ızdırap demektir. Bir değnek yalnızca vurmak içindir ki bu da ızdıraptır, somun ise hazdır. Bu demektir ki, kişi iki şeyle birden ödüllendirilir, yani LoLişma’da, yani alma amacında çalışırken ızdırabın tadı ve ihsan amacına bağlanırken hazzın tadı ve sonra “İzin ver aptallığa dönmesinler,” sözü gerçek olur.

Tora’nın alımıyla ödüllendirilmemiz niyetiyle bitiriyorum,

Dostunuz