On Dördüncü Emir
247) On dördüncü emir, tüm yaratılış eyleminden dinlenme günü olan Şabat gününü tutmaktır. Burada iki emir yer almaktadır: Şabat gününü tutmak ve o günü onun kutsallığına bağlamak, yani Şabat gününü tutmak için, “kutsallık” olarak adlandırılan Hohma’nın Mohin’ini genişletmektir, zira şöyle bahsedildiği gibi; o, dünya için dinlenme günüdür ve bütün eylemler bu günde mükemmelleştirilir ve gün başlamadan önce yapılır.
Şabat gününde, ZA AA’ya, Nukva AVİ’ye, BYA YESHSUT’a ve Atzilut’un ZON’una yükselir. İnsanın NRN’sı Haya ışığını aldıkları Atzilut’a onlarla birlikte yükselir. Bu yüzden, iki Mitzvot vardır:
1- Kişi iş yapmakta ve bir alandan diğerine geçmekte başarısız olmasın diye Şabat gününü tutmak. Dünyalar, bir kez Klipot’tan tamamen ayrıldığında, geri dönüp o güne karışacak kadar Klipot’u güçlü yapmamaya dikkat etmeliyiz. Böylesine bir iş yapan kişi, Keduşa’da Klipot’un karışmasına neden olur.
2- O günü olması gerektiği gibi onun kutsallığına bağlamak. Şabat’ın hazzıyla, Atzilut ışığını NRN’imize genişletiriz. Atzilut ışığı, “kutsallık” olarak adlandırılan Hohma ışığıdır ve biz onun tarafından kutsanırız.
Şabat gününü tutmak, bizi Yaradan’a bağlılıktan ayıran Sitra Ahra ile yapılan çalışmalarda ve savaşlarda ima edilen tüm çabaları ve işleri ifade eder. Kural şudur ki, çabanın olduğu yerde Sitra Ahra vardır, zira savaşlar ve çabalar aracılığıyla Sihra Ahra içerisinde emilen kutsal kıvılcımları ayıklarız ve her bir ayırma, ayrı bir çalışma olarak kabul edilir.
İlk olarak, Yaradan’ın, yaratılışın altı gününde ortaya koyduğu tüm işler olan bu ayırımlar, Yaratıcı’nın Kendisi tarafından yapılmıştır. Bütün ayırt etmeler bitirildiğinde, onların mükemmelleştirildiği ve nihayatlerine erdikleri kabul edilir. O zaman da, iş tamamlandığı ve düzeltilecek başka bir şey kalmadığı için, dinlenme günü olan Şabat başlar.
Bu nedenle Şabat günü, tüm dünyalar için dinlenme günüdür, zira her Şabat, ilk Şabat’ta -tüm Klipot’un ayrılıp büyük derinlikte sıkışıp kaldığı dinlenme gününde- hüküm süren bütünlük geri döner ve gelir ve dünyalar Atzilut’a, tam birleşmeye yükselirler. Bizler bu Keduşa’yı genişletmeliyiz ve o ise bize hatırlama ve tutmanın iki emri aracılığıyla genişletilir.
248) Gün başladığında, geriye kendileri için hiçbir beden yaratılmamış ruhların yaratılması kalmıştı. Yaradan, o ruhlar için bedenler yaratılana kadar günün başlangıcını nasıl erteleyeceğini bilmiyor muydu? Gerçekten de, iyiyi ve kötüyü bilme ağacı, kötü tarafı uyandırıyor ve dünyada güçlenmeye çalışıyordu. Böylelikle birçok ruh ayrıldı ve dünyadaki bedenleri güçlendirmek ve giydirmek için birçok silahla ortaya çıktı.
Gün başladığında, geriye kendileri için hiçbir beden yaratılmamış ruhların yaratılması kalmıştı. Başka bir deyişle gün, Yaradan’ın bu ruhlar için bedenler yaratmayı başarmasından önce başladı, şöyle yazıldığı gibi, “Çünkü Tanrı, yarattığı ve yaptığı tüm işleri bitirip o gün dinlendi.”
Gerçekten de her şeyi Kendisi yaptığı ve tamamladığı için mi işini istenen amaçla tamamladı ve bizim yapmamız için hiçbir şey yaratmadı? Aksine, Yaradan tüm incelemeleri yapmış ve tüm işleri tamamlamıştır ki biz de bunları yapma fırsatına sahip olalım, yani bunları yapabilelim ve Tora ve emirlerdeki çalışmamız aracılığıyla tamamlayabilelim. Dinlenme, yalnızca Yaratıcı’nın işine ait olanla ilgili olarak söylenmiştir, zira Yaradan zaten tüm işinden dinlenmeye çekilmiştir çünkü O’nun kısmında hiçbir şey eksik değildir. Yaradan’ın yarattığı ve tamamladığı her şey, bizim de onları kendi tarafımızda yapmamıza ve tamamlamamıza izin verir.
Dolayısıyla, Yaradan’ın, Şabat’ı kutsamadan önce, onlar için bedenler yapmadığı ruhlar kaldı. Çıplak ruhlar bedensiz kaldılar. Bu bedensiz ruhlar, insanı günaha sürükleyen Klipot ve kötülüklerdir. O, onları kasıtlı olarak bıraktı çünkü bununla, bize Tora ve Mitzvot’ta seçme gücü ve çalışma yeri verilmiş oldu.
Yaradan, o ruhlar için bedenler yaratılana kadar, Kendisini günün başlangıcından alıkoymayı bilmiyor muydu? Aksine, iyiyi ve kötüyü bilme ağacı, o kötü tarafı uyandırıyor ve dünyada çoğalmaya çalışıyordu. Malhut, “iyiyi ve kötüyü bilme ağacı” olarak adlandırılır: eğer ödüllendirilirse, bu iyidir; ödüllendirilmezse; bu kötüdür. Adam HaRişon bilgi ağacıyla günah işlediğinde “Ödüllendirilmemiş” oldu. Bu nedenle, iyiyi ve kötüyü bilme ağacındaki kötülük uyandı ve dünyada yoğunlaşmayı, iyiyi alt etmeyi ve iyi onu asla yenemesin diye dünyaya tutunmayı istedi. Sonra, dünyada güçlenmek ve bedenlerde kıyafetlenmek için, her türlü silahla birkaç ruh ortaya çıktı.
Malhut’ta iki nokta birleşti: 1. Bina’daki kısıtlama/sınırlama, merhamet niteliği 2. Malhut’un kendisindeki yargı niteliği. Malhut, Keduşa’da uygun bir şekilde ıslah edildiğinde, yargı niteliğinin noktası gizlenir ve saklanır ve merhamet niteliği noktası ifşa olur. O zaman kişi ödüllendirilir ve bu iyidir. Eğer kişi günah işler ve onu lekelerse, Malhut’ta yargı niteliği ortaya çıkar ve ona hükmetmeleri için kötülere ve yıkım yapanlara güç verilir ve bu kötüdür.
Eğer kişi ödüllendirilirse ve ifşada merhamet noktası hakimse, eylemleri aracılığıyla Malhut’u üst Bina’ya yükseltmekle ödüllendirilir ve onun üzerinde üst merhamet ve Mohin belirir. Eğer ödüllendirilmezse ve onun içindeki yargı niteliğini ifşa etmezse, yalnızca Malhut’u lekelemekle kalmaz, aynı zamanda Bina’nın Malhut’la birleşen noktasını da lekeler zira o, Malhut’ta yargının ortaya çıkması nedeniyle merhametten yargıya çevrildiği için, ifşa edilen niteliğin tamamı hükmeder.
Böylelikle, bilgi ağacı günahından sonra, Malhut’ta yargının gücü ortaya çıktı, ki bu, onun içindeki yargı niteliğine dönüşen Bina noktasını lekeledi ve Bina’nın bu noktası, Bina’nın noktası ifşa edildiğinde, onun tarafında “iyi” olarak adlandırılan Malhut’taki ıslah olasılığının tamamıdır. Ancak şimdi, Bina’nın o noktası da yargıya dönüştürüldüğü için, Sitra Ahra, onun, dünyada çoğalma ve insanların, Adam HaRişon ve oğullarının bedenlerinde kıyafetlenme zamanının geldiğini düşündü.
Sitra Ahra’nın bedeni, Adam HaRişon’un bedenini miras aldı ve orada iyi taraftan Malhut’un hiçbir ıslahı algılanamaz, çünkü o, Malhut’taki Bina noktasının da yargı niteliğine dönüştürüldüğünü ve orada artık hiçbir ıslahın algılanmadığını gördü.
Bu nedenle, birçok ruh, bu dünyadaki insanların bedenlerinde kıyafetlenmek ve burada kalıcı olarak hüküm sürmek için çeşitli türde silahlarla yani yıkım gücüyle, dünyada güçlenmek için dışarı çıktı. Onlar, Adem’in günahıyla Malhut’taki merhamet noktasında neden olduğu kusur sebebiyle, onlardan kurtarıcı olmayacağını düşündüler.
249) Yaradan bunu gördüğünde, ZA olan hayat ağacından esen rüzgârı uyandırdı ve başka bir ağaca, Malhut’a vurdu. Sonra, diğer, iyi taraf uyandı ve gün başladı. Bu böyledir çünkü bu Şabat gecesinde, bedenlerin yaratılması ve ruhların uyanışı iyi taraftadır, diğer tarafta değil.
Yaradan, hükmün Sitra Ahra ile olduğunu ve onların daha fazla ıslahı tamamen engelleyecek şekilde dünyadaki bedenlerde kıyafetlenme gücüne sahip olduklarını gördüğünde, hayat ağacından yaşam ruhunun [aynı zamanda rüzgârın] esintisini uyandırdı ve Ona yaşam ruhunun nefesini vererek, diğer ağaçla, yani Malhut’la çiftleşti. Ve bir kez daha, diğer taraf, iyi, tıpkı Adam HaRişon’un günahından önce olduğu gibi, Malhut’ta uyandı, çünkü eğer ödüllendirildiyse bu iyiydi. Sonra gün başladı ve Şabat’ın kutsallığı dünyaya yayıldı.
Başka bir deyişle, hüküm Sitra Ahra’nın bedenlerde kıyafetlenme gücüne sahip olacağı yönünde olmasına rağmen, Yaradan hükmün aksine hareket etti ve Adam HaRişon’un sebep olduğu kusuru hiçbir şekilde dikkate almadı. Ve hayat ağacı ve iyiyi bilme ağacı olan ZON, günahtan önce olduğu gibi bir çiftleşme yaptı ve Şabat gününün Mohin’inin kutsallığını dünyaya yaydı.
Zohar’da yaratılışın altı gününde işleyen ışığın, yalnızca Şabat’tan sonra gizlendiği söylenir. Ve bu eylem sayesinde, Şabat günü dünyaya yayıldığında, Sitra Ahra’nın bu dünyadaki insanların bedenlerinde kıyafetlenme planı engellendi ve onlar, bedensiz ruhlar olarak kaldılar. Böylelikle, kişi tövbe edebilirdi.
Şabat’ın bu gecesinde bedenlerin yaratılışı ve ruhların uyanışı Sitra Ahra’dan değil, iyi taraftandır, çünkü Yaradan’ın işi sonsuza dek var olur. İlk Şabat gününde olduğu gibi O, Adem’in bilgi ağacı günahıyla zaten lekelenmiş olduğu gerçeğini hiç dikkate almadı, ZON bir çiftleşme yaptı ve O, günahtan önceki gibi günü kutsadı çünkü onlar hükmetme gücüne sahip olmalarına rağmen O, Sitra Ahra’nın tüm egemenliğini iptal etti.
Benzer şekilde, 6.000 yıl boyunca tüm Şabat günlerinde, insan bilgi ağacı günahını hâlâ ıslah etmediği için, pislikle dolu olmasına rağmen, Şabat arifesinde çiftleşme yaptığında, kötü güçlerin onun üzerinde hiçbir şekilde kontrolü yoktur. O, Zivug’unda, sanki bilgi ağacı günahını zaten kendisi ıslah etmiş gibi, kendisinde bilgi ağacından hiçbir kusur yokmuş gibi, yenidoğanın bedenini ve ruhunu genişletir.
Bu Şabat gecesinde, bedenlerin yaratılışı ve ruhların uyanışı iyi taraftadır. Kişi bu gecede ödüllendirilmemiş olsa bile, Sitra Ahra’nın onun üzerinde hiçbir hükmü yoktur ve o, Sitra Ahra’dan değil, iyiyi bilme ağacının tarafından yaptığı Zivug’u vasıtasıyla bedenleri ve ruhları genişletebilir. Bu, Yaradan’ın Adam HaRişon’un kendisi üzerine yaymış olduğu kötülüğe hiç aldırış etmediği ilk Şabat’ta hâkim olan ıslah gücüdür.
250) Eğer o gece, iyi tarafa öncelik vermeden önce, diğer tarafa öncelik vermiş olsaydı, dünya bir an için bile onların önünde var olamayacaktı. Ancak Yaradan, önündeki günün kutsallığına sıçrama yaparak buna engel oldu ve diğer tarafın önüne geçmek için erken davrandı ve dünya var oldu. Ve diğer tarafın dünyada kurulma ve güçlenme düşüncesi yerine, o gece iyi taraftan kutsal bedenler ve ruhlar inşa edilerek, iyi taraf kuruldu ve güçlendirildi. Bu nedenle, bunu bilen bilgelerin zamanı Şabat’tan Şabat’a kadardır.
251) Sonra, diğer taraf bunu -Keduşa tarafının onun yapmak istediğini yaptığını- gördüğünde, gitti ve ordularının ve birliklerinin birçoğunu dolaştı ve hepsinin yataklarında mum ışığında çıplak cinsel ilişkiye girdiklerini gördü. Bu nedenle, oradan doğan tüm çocuklar epilepsiden mustariptir, çünkü diğer taraftaki ruhlar onların üzerindedir. Bunlar, “kötülük yapanlar” olarak adlandırılan, kötülerin çıplak ruhlarıdır. Ve Lilit, onların üzerindedir ve onları öldürür.
252) Gün başladığında ve Keduşa dünyaya hükmettiğinde, diğer taraf kendini küçültür ve cinsel ilişkinin ifşasını görmek için mumlarla gizlice yürüyen Asimon ve tüm mezhebi hariç, Şabat gecesi ve Şabat günü boyunca gizlenir. Daha sonra onlar, büyük derinliğin deliğine saklanırlar. Şabat sona erdiğinde, birkaç ordu ve birlik uçup dünyayı dolaşır. Bu nedenle, kötülük yapanların “Yüceler Yücesi’nin sığınağında ikamet eden” mezmuru, onlar kutsal ulusa hükmetmesinler diye yazılmıştır.
Hüküm, Sitra Ahra’nın bedenlerde kıyafetlenebilmesi içindi. Eğer bedenlerde kıyafetlenmeyi başarmış olsalardı, toprak kötülerin eline bırakılmış olacaktı. O zaman, dünyaya gelen bedenlerin ve yavruların hepsi, Sitra Ahra’nın kötülüğünden olacaktı. İyi tarafta ıslah olma gücene sonsuza dek sahip olmayacaklardı. Bu nedenle denildi ki, o gece, iyi taraf gelmeden önce diğer taraf ilk olarak gelmiş olsaydı, dünya onlara bir an için bile karşı koyamazdı, çünkü onların pislikleri dünyadaki tüm yavrulara hükmedecekti ve iyi tarafa bir an için bile tutunmak imkânsız olacaktı.
Ancak, Yaradan bunu engelledi ve diğer taraftan önce gelerek, ilerisindeki güne ondan önce başlamak için sıçrama yaptı, çünkü Şabat’ın Keduşa’sı, Sitra Ahra’dan önce geldi ve dinlenme ve durdurma ışığı, dünyalarda belirdi, Sitra Ahra’yı ve tüm Klipot’u büyük derinlerin deliğine bıraktı ve düşürdü. Bu nedenle dünya var oldu çünkü bunun aracılığıyla, Şabat gecesindeki Zivug’da bedenleri ve ruhları iyi taraftan doğurtma fırsatı geldi ve dünya arzu edilen şekilde var oldu.
İlerisindeki güne başlamak için sıçrama yaptı denildi, zira dünyalar sisteminin düzenini takip etmeyen her şeye “sıçrama” denir. Ve Şabat’ın Keduşa’sı, yalnızca yukarıdan uyandırılarak geldiğinden, insan buna layık olan herhangi bir tövbe ve ıslah gerçekleştirmediğinden, önce Yaratıcı’nın Kendisi dünyanın ıslahı için çareyi getirdi, bu nedenle buna “sıçrama” denir.
Ve dünyada kurulacak ve güçlendirilecek olan Sitra Ahra’nın planı yerine, o gece iyi taraf kuruldu ve güçlendirildi, çünkü bilgi ağacı kusurundan sonra, o gece kesin olarak onun tüm gücüyle yalnızca Sitra Ahra’nın inşasına ait olacaktı. Ve bu, Sitra Ahra’nın düşündüğü şeydi. Ama tam tersi oldu: Keduşa onun yerini aldı ve kutsal bedenler ve iyi taraftan ruhlar o gece inşa edildi, çünkü o gece çiftleşen herkesin, bedenlerini ve ruhlarını iyi taraftan genişletmesi için hazırlık yapıldı ki burada hiçbir şekilde Sitra Ahra’ya tutunma yoktur, Sitra Ahra’nın planının tam tersidir.
Bu nedenle, bunu bilen bilgelerin zamanı, Şabat’tan Şabat’a kadardır, o andan itibaren bedenler ve ruhlar iyi taraftan inşa edilir çünkü o zaman Sitra Ahra yapmayı planlamış olduğu şeyi, ilk önce iyi tarafın yaptığını görür. O, Şabat’ın o gecesinde inşa edilmeyi ve güçlendirilmeyi düşündü ama nihayetinde Keduşa tarafı inşa edildi.
O esnada Sitra Ahra, kötü karargâhlarının ve taraflarının birkaçı vasıtasıyla yürür ve dolaşır ve onların hepsini mum ışığında çıplak bir şekilde, yataklarında cinsel ilişkiye girerken görür. Ve onlardan doğan tüm çocuklar epilepsi hastasıdır ve Sitra Ahra bu çocukların üzerine kötü ruhları, “kötülük yapanlar” olarak adlandırılan, ruhlar yerleştirir. Onlar yüzünden Lilit onların üzerinedir ve onları öldürür.
Ancak gün başladığında, günün kutsallığı dünyaya hükmeder, Sitra Ahra kendini küçültür ve Şabat gecesi ve Şabat günü boyunca gizlenir. Bu nedenle, o zaman bilgelerin zamanıdır. Bunun istisnası, Asimon adındaki kötü adam ve tüm kampıdır; bunlar ilişkinin açığa çıkışını görmek için mumlarla gizlice yürürler ve sonra büyük derinlikteki çukura saklanırlar. Asimon Şabat günü de mum ışığında cinsel ilişkiyi görme gücüne sahip olsa da, Şabat günü zarar verme gücüne sahip değildir, ancak derhal büyük derinlikteki deliğe geri dönmelidir. Ancak Şabat’tan sonra zarar verebilir.
Açıklama: Rabbi Şimon burada, “Bilgelerin zamanı, Şabat’tan Şabat’a kadardır” sözleriyle ilgili bir soru sezmiştir. Her gün gece yarısında, Yaradan, erdemlilerle birlikte Aden Bahçesi’nde yürür ve bilgeler için Zivug vardır ve bunun Şabat gecelerinde olması gerekli değildir. O bunu açıklamak için, Şabat’taki Zivug ve hafta içi mum ışığında cinsel ilişki sırasındaki Zivug arasındaki farkı detaylandırdı. Kelimelerin gerçek anlamına göre fark şudur: Sitra Ahra’nın, hafta içi gecelerinde yeni doğan çocukları epilepsi ile vurma gücüne sahiptir ve Lilit’in ise onları öldürme gücüne sahiptir.
Ancak Şabat gecelerinde, onları Şabat’ta da görme gücüne sahip olan kötülük yapan Asimon ve mezhebi olmasına rağmen, o esnada onlara zarar verme gücü yoktur, sadece Şabat’tan sonra onlara zarar verebilir. Ve ayrılıkta, bunun için de bir ıslah vardır. Duada ve kadehteki ayrılıkta bu kötülük yapanın gücü, tamamen ilga edilir. Bu nedenle, Şabat gecesindeki bir birleşme ile hafta içi bir gecenin gece yarısındaki bir birleşme arasında büyük bir fark vardır.
“Işığın ışıkları”, ZA, üst birleşme vardır ve “ateşin ışıkları”, ZA’nın Nukva’sı, alt birleşme vardır. Ayrıca, onun alevinde üç anlayış vardır: 1) beyaz ışık; 2) beyaz ışık altında gök mavisi ışık; 3) gök mavisinin tutunduğu, katı veya sıvı yağ ya da fitil gibi bayağı bir şey.
Gök mavisi ışık alevdeki yargıdır, bu nedenle altında olan her şeyi yiyen ve tüketen bir ateştir. Tutunduğu yağı ve fitili yer. Ayrıca, beyaz ışık ondaki merhamettir çünkü beyaz, merhamet anlamına gelir.
Bu nedenle, mum ışığında cinsel ilişkiye girenlerin çocukları epilepsiden muzdariptir ve Lilit onları öldürebilir çünkü mumun gök mavisi ışığı, yargı niteliği oradadır ve Sitra Ahra çiftleşmeye tutunma gücüne sahiptir. Bu böyledir çünkü onların bedenleri, o eylemi yerine getirenlerin bedenlerinde var olan yılanın pisliği, yargı niteliği aracılığıyla ortaya çıkar ve her biri kendi türünü bulur ve uyandırır.
Bu nedenle, gece yarısı özellikle karanlıkta, ışık yokken birleşmeye izin verildi çünkü o zaman Malhut için “O hala geceyken yükselir” denildi ve merhamet ortaya çıktı. Ancak, eğer orada mum ışığı varsa, bu, bedenlerdeki kirin görünmesine neden olur ve Sitra Ahra birleşmeye tutunur ve mum ışığında cinsel ilişkiye giren herkesi çıplak görür. Sitra Ahra, mum ışığı vasıtasıyla onların bedenlerinde ifşa olan kiri görür ve onların birleşmelerine tutunarak onlara iftira atar.
Ancak, Şabat gecesinde, tüm yargı ondan ortaya çıkar ve gök mavisi ışık da beyaz ışığa dönüşür, bununla mum ışığında bile cinsel ilişkiye girmeye izin verilir. Dahası, insan bedenindeki kir bile Şabat’ın kutsallığının gücüyle tamamen yok olur ve mum ışığında bedeni ifşa etme korkusu artık yoktur. Bunun hakkında, cinsel ilişkinin ifşasını görmek için saklanarak mum ışığında yürüyen “Asimon ve onun tüm mezhebi hariç” denmiştir.
Şabat günü bile, masmavi ışık beyazlaştığında ve orada hiçbir yargı olmadığında, mum ışığının bayağı bir şeye yapışması yine de gereklidir. Bu mecburen yargı olarak kabul edilir, çünkü bayağı bir şey bulanıktır ve yargıyı ima eder. Ancak Şabat günü, ondaki yargı formu belirgin değildir ve bu damgasız bir madeni para olarak kabul edilir. Bunun ne olduğu bilinmez, bu nedenle mumun tutunduğu bayağı şeyde ima edilen bu kötülük yapana, damgasız bir madeni para olan Asimon denir.
Bu nedenle mumlarla gizlice yürüdükleri söylenmiştir, çünkü bu, mumla birlikte gizlice yayılan bayağı şeydir, zira mum onsuz yanmayaz. Bu nedenle o, birleşmenin ifşa olduğunu görür ve böylelikle Şabat’ın bitiminden sonra ona zarar verebilir. Aslında, bedenlerinin ifşa olması nedeniyle, Şabat arifesinde korku yoktur, çünkü Şabat’ta bedenin kiri belli olmaz. Ancak o, Şabat’tan sonra ondaki kötülüğün formunu ifşa etme ve ona zarar verme gücüne sahiptir.
Ve Şabat olmasına rağmen, Asimon ve mezhebi zarar veremez, çünkü onda halen hiçbir kötülük formu yoktur, Şabat’tan sonra, o ve mezhebi yeniden şekil alır ve büyük derinliklerden yerleşim yerine uçarlar, dünyayı dolaşırlar ve zarar verebilirler. Zarar vericilerin mezmurunun “Yüceler Yücesi’nin sığınağında ikamet eden” diye yazılmasının nedeni budur, zira bu tövbe ve dua sayesinde, sığınakta ikamet eden kişi onlardan kurtulur.
253) Şabat’tan sonraki o gece, hangi yerde dolaşırlar? Aceleyle çıktıklarında ve dünyaya, kutsal ulusa hükmetmeyi düşündüklerinde, onların duaya durduklarını ve “Yüceler Yücesi’nin sığınağında ikamet eden” mezmurunu söylediklerini, önce duadan ve sonra kadehten ayrıldıklarını görürler ve oradan uçup giderler. Yürür, dolaşır ve çöle varırlar, Merhametli Olan, bizi onlardan ve kötülük tarafından korusun.
Bu, yalnızca Şabat’ın sonuyla ilgilidir, haftanın tüm geceleri ile ilgili değildir, zira Şabat’ın sonunda halen Şabat’ın Keduşa’sından [kutsallığından] bir kayıt vardır. Onlar, Şabat sona erdiğinde neden uçup büyük derinliklerden yükselirler? Aceleyle çıktıklarında, dünyayı, kutsal ulus İsrail’e hükmetmeyi düşündüklerinde ve onları “Yüceler Yücesi’nin sığınağında ikamet eden” diyerek duaya durduklarını, önce duada ayrılığı ve sonra şaraptan ayrılığı gördüklerinde ve onlardan uçup giderler. Yürür, dolaşır ve insanların yaşamadığı bir yere, çöle varırlar. Böylelikle insanlar, onlardan kurtulur.
Sitra Ahra’nın üç yeri vardır: 1) Onlar Şabat’ta, büyük derinliğin deliğindedirler ve zarar vermeye güçleri yoktur. 2) Şabat’ın sonunda, dua ve ayrılık aracılığıyla hiç kimsenin olmadığı bir yerde, çöldedirler. Onların zarar verme güçleri vardır ama yerleşim yerinden kovulurlar. 3) Geri kalan gecelerde de yerleşik yerlerde bulunurlar.
254) Üçü kendilerine zarar verenlerdendir: 1) Kendisini lanetleyen; 2) Zeytin büyüklüğünden daha büyük ekmek ya da kırıntı atan; 3) İsrail, “Ve Sen kutsalsın”daki, Keduşa’ya, hizmete ulaşmadan önce, Şabat’ın sonunda mumu yakan. O, bu ateşle zamanları gelinceye kadar Cehennem ateşinin yakılmasına sebep olur.
255) Şabat günlerine saygısızlık edenler için, Cehennem’de bir yer vardır. Cehennemle cezalandırılanlar, mumları vaktinden önce yakanlara lanet ederler ve ona derler ki, “İşte, Efendi seni bir adamın atışıyla yukarı ve aşağı savuracak … O sizi bir top gibi şiddetle yuvarlayacak ve geniş bir ülkeye atacaktır.”
Yorum: Lanet etmeyi seven ve Kem Gözlü denilen bir zarar verici vardır, şöyle yazıldığı gibi, “Ve lanet etmeyi sevdi ve lanet ona geldi; ve o kutsanmak istemez.” Bir kişi kendisini lanetlediğinde, böylelikle laneti seven o Kem Göz’e kendisine hükmetmesi için güç verir ve böylece de kendine zarar verir.
“Zeytin büyüklüğünden daha büyük ekmek ya da kırıntı atan kişi.” Bu dünyada, yukarıda önemli bir kökü olmayan hiçbir şey yoktur. İnsan yaşamının bağlı olduğu ekmek için, durum daha da böyledir. Bu nedenle ekmek, yukarıda çok önemli bir köke sahiptir. Bu sebeple, ekmeğini küçümseyen kişi, yukarıdaki yaşamının köküne zarar verir. Bu, her kişi için yalnızca ona hayat veren doyurucu bir yemekte açıktır.
Ancak, yalnızca zeytin büyüklüğündeki ekmek ve kırıntılar onları doyurmadığı için, bazı insanlar onları hiçe sayıp atarlar. Ama yemek bir zeytin kadar bile olsa bereketine şükretmek gerektiğinden, onlar doyurucu bir yemek olarak görülmeli ve küçümsenmemelidir. Bunları küçümseyen kişi kendisine zarar vermiş olur.
Hizmet eden melekler, Yaradan’a şöyle dediler: “Senin Kanununda şöyle yazılı: ‘Taraf tutmayan ve rüşvet almayan,’ yine de Sen İsrail’e karşı taraflısın, şöyle yazıldığı gibi, ‘Efendi yüzünü sana dönecek.’” O şöyle cevapladı: “Onlar için Tora’da ‘Yemek yiyip doyduğunuzda Tanrınız Efendinize şükredeceksiniz’ diye yazdığım İsrail’e nasıl yüzümü dönmem?’ ve onlar bir zeytin büyüklüğü kadar, bir yumurta büyüklüğü kadar kendileri konusunda titizdirler.” Böylelikle, doyurucu olmasa da doyurucu bir yemek olarak kabul edilen zeytin büyüklüğündeki titizliğimizden dolayı, layık olmadığımız halde Yaradan’ın bize yüzünü dönmesiyle ödüllendiriliriz. Zeytin büyüklüğündeki kırıntıları hafife alan ve onu doyurucu bir yemek olarak görmeyenler, Yaradan’ın iyiliğiyle ödüllendirilmez ve kendilerine zarar verirler.
Ayrıca, Şabat’ın sonunda, İsrail hizmete, Keduşa’ya ulaşmadan önce mum yakan kişi, o ateşle Cehennem ateşinin yakılmasına sebep olur. Bu böyledir çünkü o zamana kadar Şabat’tır, Şabat’ın kutsallığı onu yönetir ve Cehennem ateşi onu hâlâ Şabat’taki gibi yönetmez. Hizmetten, Keduşa’dan önce mumu yakan kişinin, Şabat’a saygısızlık yaptığını kabul edilir, çünkü Cehennem ateşini vaktinden önce yakar, böylelikle kendisine zarar verir.
Şabat’a saygısızlık en kötüsü olduğundan, Şabat’a saygısızlık edenleri cezalandırmak için Cehennem’de özel bir yer vardır. Cehenneme mahkûm edilenler, onun yaptıklarının sebep olduğu şeyden dolayı ona lanet ederler, Cehennem ateşini vaktinden önce yakarlar.
256) İsrail duada ve kadehte ayrılmadan önce, Şabat sona erdiğinde o, mumu yakmak için uygun değildir, çünkü o zamana kadar Şabat’tır ve Şabat’ın kutsallığı bizi yönetir. Kadehteki ayrılıktan sonra, hafta içi atanan tüm ordular ve karargâhların her biri kendi yerine ve atandığı işe geri döner, çünkü yasak, öncelikle sadece Keduşa’nın hizmetine kadardır. Ancak, ayrılıktan sonraya kadar mum yakmamaya dikkat edilmelidir, çünkü o zamana kadar halen Şabat olarak kabul edilir. Ancak, ayrılık ve “ateşin ışıklarını yaratan” için mum yakılmasına kesinlikle izin verilir.
257) Şabat girip gün başladığında, kutsallık uyanır ve dünyaya hükmeder ve dünyevilik onun hükmünden ilga edilir. Onlar, Şabat’ın sona erdiği zamana kadar yerlerine dönmezler. Şabat sona erdiğinde bile, İsrail topraklarındaki İsrail, “Kutsal ile dünyevi olanı kim ayırır” diyene kadar yerlerine dönmezler. O esnada kutsal olan ayrılır ve hafta içi atanan karargahlar uyanır ve her biri tayin ettiği nöbet için yerlerine geri döner.
258) Ve yine de onlar, hepsine “ateşin ışıkları” denilen mum ışığından ışıklar çıkana kadar hüküm sürmezler, çünkü onların hepsi ateş sütunundan ve ateşin temelinden gelirler ve alt dünyaya hükmederler. Bunların hepsi, kişi İsrail Keduşa hizmetini tamamlamadan önce mumu yaktığında gerçekleşir. Malhut’a “ışık sütunu” denir ve mum ışığındaki güçler yargılardır. Bu nedenle, onların mum yanmadan önce, yargıları harekete geçirme gücüne sahip değildirler.
259) Ancak, Keduşa hizmeti tamamlanana dek beklerse, Cehennemdeki o kötüler Yaradan’ın kendileri hakkındaki yargısını haklı çıkarırlar ve halkın “Ve Tanrı sana göğün çiyini versin,” “Şehirde kutsanmış ve ülkede kutsanmışsın” dediği tüm bereketleri o kişi üzerinde tutarlar.
Onlar Keduşa’nın hizmetini söyleyerek, onları Cehennem’in yargısından kurtaran büyük bir aydınlatma yayarlar. Ve Cehennemdeki kötüler bunu gördüklerinde, kötü eylemlerinden pişman olurlar ve Yaradan’ın kendileri hakkındaki hükmünü haklı çıkarırlar yani cezalarını hak ederler. Ve bu kişi, onların yargılarını haklı çıkarmalarına ve Yaradan’ın adını kutsallaştırmalarına neden olduğu için, Şabat’ın sonunda halk tarafından söylenen tüm o kutsamalar o kişiye binaen yerine getirilir.
260) “Ne mutlu yoksula nasihat edene; Efendi onu şer günde kurtaracak.” “Kötü günde” demesi gerekirdi; “Şer günde” nedir? Bu, o kötülüğün onun ruhunu almak için hüküm sürdüğü gündedir. “Ne mutlu yoksula nasihat edene.” Yoksul, tehlikeli derecede hasta olan kişidir. O, Yaradan’ın huzurunda onu günahlarından arındırır. “Gün”, yargının dünya üzerinde olduğu ve onun ondan bilgece kurtarıldığı gündür, şöyle yazıldığı gibi, “Efendi onu şer günde kurtaracak,” yani o kötünün dünyayı yönetmesi için hükmün verildiği gün, Efendi onu kurtaracaktır.
Onun “Efendi onu kötü günde kurtaracak” yazması gerekirdi. Neden [İbranice’de] dişil form olan “şer günde” der? Metin, “şer” olarak adlandırılan, insanın ruhunu alan [İbranice’de dişi olan] Klipa’nın hâkimiyetini ima eder. “Yoksula nasihat eden,” tövbe etmesi için hastayla konuşan kişidir. Böylelikle, Yaradan onu “şer” olarak adlandırılan Klipa’nın hâkimiyetinden kurtarır.
Zohar onu buraya getirir, çünkü onların kendilerine zarar verdiklerini söyler. Bu nedenle, bir tavsiye verir: kişi yoksullara nasihat etmeli, hastaları tövbe etmeye ikna etmelidir ve Yaradan da onu iyileştirecektir. Bunun karşılığında Yaradan, onun ruhuna sebebiyet verdiği şer günde onu kurtaracak.
Başka bir yorum: Bu, dünya üzerinde yargının olduğu gündür. O bundan bilgece kaçınır, bunun anlamı, yargı günü tüm dünyanın üzerine olsa bile, hastaları bilgece tövbe ettirdiği için, ödül olarak Yaradan onu kurtaracaktır. Şer gün, dünyaya hükmetmesi için “şer” olarak adlandırılan atanan kişiye hükmün zaten verildiği gündür. Ancak Yaradan, tövbe etmesi için hastaya nasihat eden kişiyi o şerden kurtaracaktır.
İki yorum arasındaki fark, birinci yorumun yalnızca kendisine zarar veren kişiyle ilgili olmasıdır. İkinci yorum ise tüm dünyanın mahkûm edildiği kötülükle de ilgilidir. O zaman bile, Yaradan onu emrin erdemiyle kurtaracaktır.