Kısım İki
Doğrusal on Sefirot’u, onların ortaya çıkışını, gelişimini ve neler içerdiğini açıklar. Bu bölüm yedi konu içerir:
1. Doğrusal on Sefirot’un ortaya çıkış sırası. 2. Aşağı Adem'in ruhundaki beş parça: Nefeş, Ruah, Neşama, Haya, Yehida. 3. Hem dairelerde hem de doğrularda saran ışık, iç ışık, dış kab ve iç kab vardır. 4. Dairelerin ışığı, Nefeş ışığıdır ve doğrunun ışığı, Ruah ışığıdır. Önce daireler, sonra da doğru ortaya çıktı. 5. Dairelerin Arih Anpin'i, dairelerin Abba ve İma'sı için pencere/delik formunda, onun içinde sağ, sol ve orta olmak üzere üç çizgiden parlar. Işık onlardan tüm dairelere uzanır ve bu nedenle doğrudaki her ayrıntı, dairelerde de mevcuttur. 6. Adam Kadmon, Ein Sof'tan Atzilut'un sonuna kadar uzanır, tüm dünyaları içerir ve bizim onu araştırmamıza izin verilmez. 7. Daireleri değil, sadece doğruyu araştırıyoruz.
Doğrunun on Sefirot’unun ortaya çıkış sırası
1. Şimdi on Sefirot'un, üst Adem formundaki üç çizgi gibi, doğrusal ışık olarak, ikinci anlayışını açıklayacağız. Daireler yukarıda belirtilen, aynı zamanda yukarıdan aşağıya doğru doğrusal genişleyen çizgi boyunca yukarıdan aşağıya doğru en yüksek dairenin üst tepesinden (1) başlanlayarak, tüm dairelerin sonundakinin altına kadar yukarıdan aşağıya genişler. Sağ, sol ve orta olmak üzere üç çizgi olarak gösterilen 248 organdan (4) oluşan, doğrusal bir Adem’in (2), dik (3) görüntüsü gibi on Sefirot'tan oluşur. O genel olarak on Sefirot'tan oluşur ve her bir Sefira on iç Sefirot'a bölünür ve bu sonsuza kadar böyle devam eder.
İç Işık
1. Her dünya veya Sefira'da, Keter, o dünya veya Sefira'nın tepesi olarak kabul edilir. Her dünyaki Malhut veya Sefira, o dünyanın veya Sefira'nın dibi olarak kabul edilir. Üst daire, Keter’in Sefira’sıdır ve bu Keter'in tepesi o Keter'in on Sefirot'unun Keter’idir.
2. Mohin'in giysisine Tzel [gölge] kelimesinden gelen Tzelem [görüntü, suret] denir. İlk üç Sefirot'tan oluşan ddoğrunun aydınlatmasına Adem denir çünkü Tzelem'de giydirilmiş GAR'ı alır. Bu, burada detaylandırılmasına yer olmayan uzun bir konudur.
3. Her Sefira ve Partzuf'un Roş'u ilk üç Sefirot'tan oluşur: Keter, Hohma, Bina ve yedi alt Sefirot: Hesed, Gevura, Tifferet, Netzah, Hod, Yesod ve her Sefira ve Partzuf'ta o Sefira ve Partzuf'un Guf'u olarak kabul edilen Malhut.
Doğru sıradayken yani GAR'ın ışıkları, GAR'ın kaplarında olduğunda ve ZAT'ın ışıkları, ZAT'ın kaplarında olduğunda, Partzuf'un "dik" bir durumda olduğu kabul edilir. Ama eğer Guf'un ışıkları, orada giydirilmesi gereken ışıkları giydirmek yerine GAR’ın kaplarının içinde giydirilirse, o zaman Partzuf'un "dik" olduğu düşünülmez.
Bu böyledir çünkü bu durumda Roş, Guf'tan daha önemli değildir çünkü Roş bile sadece Guf'un ışıklarını kullanır. Bu duruma, Roş'un Guf ile aynı seviyede olduğu Roş'un alçalması denir.
4. Üst Partzuf'ta, Hesed'e ilişkin 248 ayrım vardır, bunlardan alttakilere 248 organ uzanır (Mishnah, Ohalot'da ayrıntılı olarak açıklanmıştır).
Aşağı Adem'in ruhundaki beş bölüm: Nefeş, Ruah, Neşama, Haya, Yehida
2. Aşağı Adem'de (5) beş tür ışık vardır: Nefeş, Ruah, Neşama, Haya, Yehida (6). Birbiri üzerinde beş seviye (7) oluştururlar. Ayetin beş kere tekrarının anlamı budur, "Tanrı'yı kutsa, ey ruhum, vb." ruhun beş safhasını temsil eden Masechet Berachot'ta (sayfa 10, 71) bahsedildiği gibi.
İç Işık
5. Tüm dünyalarda hem Üst Dünyalarda hem de bu dünyada, yukarıda sözü edilen dört safha ve onların kökleri olan, yukarıdaki on Sefirot'tan oluşmayan bir öz yoktur. Bu beş safhanın bu dünyanın alt Adem’inde de bulunduğunu söylemekten kastettiği budur.
6. On Sefirot'taki kaplara: Keter, Hohma, Bina, Zer Anpin ve Malhut denir ve içlerindeki ışıklara: Yehida, Haya, Neşama, Ruah, Nefeş denir. Şöyle yazılmıştır (Midraş Raba, 82, 26); Yehida'nın ışığı Keter'in kabını, Haya'nın ışığı Hohma'nın kabını giydirir, Neşama'nın ışığı Bina'nın kabını ve Ruah'ın ışığı Zer Anpin'in kabını giydirir. Nefeş’in ışığı Malhut'un kabını giydirir.
7. Derecelerin saflık ve bayağılıklarına göre farklılaştığını zaten öğrendiniz. "Yukarı" terimi, "düşük" dereceden daha büyük bir saflığı ifade eder.
Hem dairelerde hem de doğruda saran ışık, iç ışık, dış kab ve iç kab vardır.
3. Dairelerin on Sefirot'unun her biri, yukarıdaki tüm özelliklere yani ışıklara ve kaplara sahiptir (8). Işık, (9) iç ışık ve saran ışık olarak bölünmüş ve kab (10) dışsallık ve içsellik olarak bölünmüştür. Adem imgesindeki doğrunun on Sefirot'u da tüm bu anlayışlara sahiptir.
İç Işık
8. Işıklar NRNHY’dır, kaplar KHB ZON'dur.
9. Manevi bölünme, orada yenilenen form eşitsizliği nedeniyle gerçekleşti (bkz. Bölüm 1, Kısım 1, madde 30). Diğerinden daha yüksek; diğerinden daha saf anlamına gelir ve diğerinden daha düşük; diğerinden daha fazla bayağı olmayı ifade eder. Bu bayağılığın form eşitsizliği içindedir ki biri diğerinden ayrılır ve çıkar, ondan daha alçak hale gelir.
Işıkların, her üst olandan onun altında olana doğru verildiği bilinmektedir. Bundan dolayı, üst olan bolluğu yalnızca en düşük ve en bayağı safhasında verirken, daha düşük olan, bolluğu kendi en yüksek ve en saf safhasında almalıdır.
Böylece, üstten gelen ışığın formu, aşağıdaki kabın formuyla eşitlenir çünkü üstteki en kaba, en çok bayağı özellik, aşağıdaki en iyi ve en çok saf safhaya eşittir. Ortaya çıkan şudur, aşağıdaki ona ait olan tüm ışığı alamaz, ancak en saf kabının alabileceği kadar, çok küçük bir parçayı alabilir. O kadar saf olmayan diğer safhaları, yukarıdakinin onlara döktüğü, form eşitsizliği nedeniyle onlara uygun olmayan ışığı almadan kalırlar.
Bu nedenle, aşağıdakine ait olan ışığın iki safhaya bölündüğünü görüyoruz: Birincisi; en üstteki kabının içine, üstten küçük miktarda ışık alır. Aldığı bu tür ışığa, iç ışık denir. İkincisi; aşağıda kalan ve üstten form eşitsizliği nedeniyle alamayan safhaya ait tam ışık miktarıdır. Bu tam miktar, üstte kalan ve alttakine inmeyen miktar olarak kabul edilir. Bu, saran ışık olarak adlandırılır çünkü aşağı olanı çevrelemektedir yani onda kıyafetlenmese de uzaktan onun üzerinde parıldadığı anlamına gelir; daha ziyade küçülmüş ve uzak bir aydınlatmadır. Bu uzak aydınlatma, aşağıdaki tüm safhalar üst ile formda eşitlenene kadar aşağıdaki bayağılığı saflaştırabilir. O zaman kendisine ait olan ışığın tam ölçüsünü alabilecektir. Bu duruma, “saran ışıkların girişi” denir. Bu, saran ışıkların girdiği ve alttakinin saflaştırılmış kaplarını giydirdi ve hepsini iç ışığa çevirdiği anlamına gelir.
10. Işıklar, iç ışık ve saran ışık olarak ikiye ayrıldığından, kabda artık iki tür alım vardır. Bunlar: kabın içinde alım ve kabın dışsallığında alımdır (bkz. Bölüm 1, madde 102).
İç ışık kabın içinde alınır ve onu bayağılığından arındıran saran ışık, kabın dışsallığı yoluyla, yani kabın içinde kıyafetlenme olmadan alınmış olarak kabul edilir.
Kabın bu içsellik ve dışsallık ayrımı, kabdaki bayağılık ve saflığa göre belirlenir. Bunun nedeni, sadece bayağılığının iç ışığı almaya layık olmasıdır çünkü yaratılan varlığın alma kabı, esas olarak dördüncü safhadan oluşur.
Aslında, ilk üç safha almaya yetkili değildir, ancak dördüncü safhanın ortaya çıkmasına neden olur. Bu nedenle, her kabda, o kabın kendi dört safhası olduğu kabul edilir ve ışık öncelikle dördüncü safhasında ortaya çıkar. Bu yüzden ona kabın içselliği ve bolluğun bulunduğu iç kısmı denir.
Kendilerini almadıkları halde, sadece dördüncü evreyi meydana getiren üç evre, dıştan dördüncü evreyi çevreliyor olarak kabul edilir. Bu, biri diğerini çevreleyen dört kabuktan oluşan maddesel bir kabın duvarının kalınlığı gibidir. Her şey sadece kabın iç kısmında, yani iç kabukta alınırken, kabın duvarlarının diğer üç kabuğu sadece iç kabuğu güçlendirir, böylece dolumunu tolere etme gücüne sahip olur.
Maneviyatı da hemen hemen aynı şekilde anlamalıyız yani dördüncü safha, bolluğu kabda tutan birincil safhadır. İlk üç safha, kendileri için iç ışığı sürdürmede yeterli olmadıkları halde, bolluğu tutmaya uygun oluncaya kadar, dördüncü safhanın tam gücüyle ortaya çıkmasına neden olurlar.
İç ışığı almaktan dışlandıkları için, kabın dışsallığı olarak adlandırılırlar. Üçüncü safha, dördüncü safhanın dışsallığıdır; ikinci safha, üçüncü safhanın dışsallığıdır; birinci safha, ikinci safhanın dışsallığıdır ve diğer tüm safhaları çevrelemektedir.
Hepsinin dışında, kabdaki dört safhanın hepsinin kökü olan, herhangi bir bayağılık içermeyen başka bir dış safha vardır. Bu tamamen saf safhanın saran ışık için alım kabı olduğunu bilin. Bunun nedeni, mükemmel saflığının, uzaktan gelmesine rağmen, saran ışığın aydınlatmasını almasını sağlamasıdır.
Artık kabın bölünmesini öğrendik. Onun içselliği yani en bayağı safhası anlamına gelir yani kabdaki dördüncü safha, iç ışığı alır. Dışsallığı yani en saf safha anlamına gelen, kabdaki kök safha, saran ışığı uzaktan alır. Sadece dördüncü safhadan yükselen yansıyan ışık ile ilgilendiğimiz için, dördüncü safhanın kısıtlama ve içindeki perdenin gücüyle neden almaya layık olmadığını da sormamalıyız (bkz. İç gözlem).
Dairelerin ışığı Nefeş ışığıdır ve doğrunun ışığı Ruah ışığıdır. Önce daireler ortaya çıktı ve ardından doğru.
4. Daireler ve doğru arasındaki fark, dairelerin on Sefirot'unun (20) Nefeş ışığı olarak kabul edilmesiyle ilgilidir. Onlarda, iç ışık ve saran ışık, iç ve dış vardır. Her biri içsel ve dışsallıktan oluşan kapların on Sefirot'undan oluşur. Ayrıca her ışığın iç ışık ve saran ışıktan oluştuğu, ışığın on Sefirot'u da vardır.
Ancak doğrunun on Sefirot'u, Nefeş'in derecesinden daha yüksek bir derece olan Ruah (30) ışığı olarak adlandırılan ışık olarak kabul edilir. Onlar da iç ışık ve saran ışıktan oluşur ve her birinde içsellik ve dışsallık bulunan kapların on Sefirot'una sahiptir. Açıkça görülüyor ki, önce Nefeş ve sonra Ruah ortaya çıkmıştır.
İç Işık
20. Yalnızca ışıkları alabilen ve başkalarına ihsan etme kabiliyeti olmayan tüm Sefirot’ların içlerindeki ışığa, Nefeş ışığı denir. Dairelerdeki tüm ışığın, çizginin ışığından alınması gerektiği zaten açıklanmıştı (bkz. Bölüm 2, Kısım 1, madde 30).
Bunun nedeni, yansıyan ışığı yükselten perde ile çiftleşme dışında, üst ışığın kaplarına nüfuz edememesidir. Çünkü bu yansıyan ışık, ışığı kaplar ile birleştirir (bkz. Bölüm 2, Kısım 1, madde 30).
Sonuçta, üst ışık, o perdeye sahip olmayan kaplarla bağlantı kurmaz ve onu yukarıdan aşağıya diğerlerine veremezler. Bunun yerine, sadece kendi rızıkları için bir önceki dereceden, aşağıdan yukarıya doğru ışık alabilirler. Bu ışığa, Nefeş ışığı denir.
Bu nedenle, yukarıdaki dairelerin kaplarında perde olmadığı için, üst ışık onlara nüfuz edemez ve onların çizgiden ışığı almaları gerekir ama bu bile sadece rızıkları içindir, ihsan etmek için değildir. Bu nedenle dairelerdeki ışığa, Nefeş ışığı denir.
30. Ruah'ın on Sefirot’u, ihsan etmek olarak kabul edilir. Bu nedenle Ruah ışığı, erkek ışığı yani ihsan eden anlamına gelir. Ancak Nefeş'in on Sefirot'una, dişi ışık denir yani aldıkları ve ihsan edemedikleri anlamına gelir.
Bu nedenle çizginin ışığının on Sefirot'u, yukarıda açıkladığımız gibi, Ruah'ın On Sefirot'u olarak kabul edilir ve erkek ışık yani ihsan etmeyi işaret eder. Ruah, Nefeş'e ihsan ettiği için Nefeş'ten daha yüksek kabul edilir.
Daireler'in Arih Anpin’i, üç çizgiden -sağ, sol ve orta - dairelerin Abba ve İma’sına pencere formunda parlar. Işık onlardan tüm dairelere kadar uzanır ve bu nedenle doğruda olan her ayrıntı dairelerde de vardır.
5. On Sefirot iç içe daireler (40) olarak kabul edilse bile, doğru çizgide (50) bulunan bolluğun tüm alım biçimlerine zaten sahiptirler. Bu böyledir çünkü Keter’in dairesi (ıslahtan (60) sonra Arih Anpin olarak anılır), dairenin (80) sağ tarafında bir delik ve pencereye (70) sahiptir. Oradan Arih'in ışığı, Abba'nın dairesine gelir ve ona parlar (90).
Arih'in dairesinin sol tarafında başka bir pencere daha vardır. Işık, içindeki Abba dairesinin sol tarafına ulaşır, onu deler ve içinde bir pencere yapar (100).
Işık, oradan Abba dairesi içindeki İma dairesine kadar uzanır ve onun içinde parlar. Böylece, Abba çemberinin solundan geçen ışık, Abba'nın kendisi için değildir; sadece oradan geçer (200), ama aydınlatma öncelikle İma içindir.
Ortaya çıkan şudur, Arih Anpin, tıpkı onların doğrusallıkları gibi, Abba ve İma için birlikte parlar. İç içe daire olmalarına rağmen içlerindeki pencerelerde hala (300) sağ, sol ve orta, düz çizgilere sahiptirler.
Oradan ışık, tamamen düz çizgiler boyunca, Ruah'ın düz çizgisinin on Sefirot'undaki her ayrıntıda uzanır.
İç Işık
40. Şöyle ki, beş derece, KHB ZON, doğruda biri diğerinin altında, safdan bayağıya kadar uzanmaz, daha ziyade beş derece eşittir ve birbirinin altında yani daha büyük bayağılıkta değildir. Tabii ki, aralarında neden-sonuç ayrımı vardır çünkü bunlar birbirlerinden çıkarlar ve birbirlerinden çekilirler.
Örneğin Hohma Keter'den, Bina Hohma'dan ve Zer Anpin Bina'dan ve Malhut Zer Anpin'den geldi (bkz.İç Işık, Bölüm 1, Kısım 1, madde 50). Ancak, neden ve sonucun yukarıdaki farklılaşması, birinin diğerinin içinde olmasıyla tanımlanır.
Bu durumda, her neden kendi sonucunu doğurur: Hohma'ya Keter neden olur ve Bina'ya Hohma neden olur, vb. Dolayısıyla biri diğerinin içinde, diğerinin sonucu olduğu anlamına gelir. Ancak, aralarında herhangi bir yukarı veya aşağı ayrımı yoktur (bkz. Bölüm 1, Kısım 1, madde 100)
50. Çünkü bu, içinde giydirildiği kabdan gelen ışığın izlenimidir. Bir başka kaba gitmek için oradan ayrılsa bile, önceki kabdaki davranışını değiştirmez. Böylece, çizgideki ışık doğrudayken, biri diğerinin altına uzanıp alçaldı yani orada bulunan perde nedeniyle kademeli bir düzende bayağılık kazanır (bkz. Bölüm 2, Kısım 1, madde 6).
Bu nedenle oradan ayrıldıktan ve perdesi olmayan dairenin on Sefirot'una geldikten ve içlerinde yuvarlak olmak zorunda kaldıktan sonra bile, genişleme davranışını dereceden derece değiştirmedi. Örneğin, çizginin ışığı Keter Sefira’sına geldiğinde orada yuvarlak olur yani kabın şeklini alır ki bu durumda yukarı-aşağı ayrımı olmaz.
Ancak ışık, Keter dairesinden Hohma dairesine genişlediğinde, yuvarlak olmaz, doğrusal uzanır, yukarı ve aşağıyı ayırt eder. Sonuç olarak, Hohma dairesinin Sefira'sı Keter dairesinin altında durur ve daha büyük bayağılıktan oluşur çünkü formları aynı değildir.
Aynı şekilde, ışık, Hohma'dan Bina'ya hareket ettiğinde, doğrusal uzanır. Bu nedenle Bina'nın Hohma'nın altında olduğu yani Hohma'dan daha bayağı olduğu düşünülür ve bu aynı zamanda tüm Sefirot için de kuraldır.
Dairelerin on Sefirot'u, kaplarda yukarı ve aşağı ayrımı yapılmaksızın eşit biçimdedir. Yine de, onlarda hala yukarı ve aşağı ayrımı vardır çünkü onlar bolluğu doğrusal çizgisinin on Sefirot'u aracılığıyla alırlar.
60. Dört ABYA dünyası oluşturulduktan sonra, her Sefira Roş, Toh, Sof ile tam bir Partzuf oldu. Bundan dolayı onlara farklı isimler verildi: Keter'den kaynaklanan Partzuf'a Arih Anpin, Hohma'dan kaynaklanan Partzuf'a Abba ve Bina'dan kaynaklanan Partzuf'a İma adı verildi. Altı Sefirot HGT NHY'den yapılan Partzuf'a Zer Anpin adı verildi ve Malhut'tan kaynaklanan Partzuf'a Nukva (dişi) adı verildi. Bu isimler yeri gelince açıklanacaktır.
70. Dairelerde alınan çizginin on Sefirot'unun ışığı nedeniyle doğrunun tüm safhalarının zorunlu olarak dairelere de damgalandığını zaten biliyorsunuz (bkz. Madde 50). Yansıyan ışığı, kaplardaki üst ışığa bağlayan perde olarak adlandırılan, çizgideki bu safha, dairelerde de bayağılık olmaksızın damgalanmıştır.
Bunun nedeni, bu bayağılığın daha düşük bir dereceden daha yüksek bir dereceye yükselememesidir çünkü üst, alt ile aynı bayağılığa sahip değildir ve onu "üst" yapan da budur. Yalnızca perdenin daha düşük derecede (doğrunun on Sefirot'unda) yarattığı “boşluk”, doğrusal çizginin perdesinden yükselir ve dairelerde damgalanır.
Perdeden gelen bu "boşluğa" pencere denir. Bir odaya ışık getirmek için, o odaya pencere yerleştirmek nasılsa, bu perde de, yansıyan ışığın yaratılan varlık ile ışığı bağlama yeteneğini ortaya çıkarır. Böylece, perde kaybolursa ışık da yaratılan varlıktan kaybolur ve pencere kapatılmış gibi karanlıkta kalır.
Dolayısıyla, onun bayağılığı hariç, sadece perdenin yarattığı boşluğa atıfta bulunduğumuzda, ona pencere veya delik diyoruz.
80. Bu, doğrusal on Sefirot'ta işlem görenin, sağına ve soluna damga basıldığı anlamına gelir.
90. Yukarıda bahsi geçen pencere, orada ışığın yayılımı ve alçalması ayrımını yarattı. Bu, yavaş yavaş bayağılık kazandığı anlamına gelir ve böylece her alt derecenin bir öncekinden daha bayağı hale geldiği anlamına gelir.
“Oradan, Arih’in ışığı Abba’nın dairesine gelir ve ona parlar” metni, pencere nedeniyle ışığın bayağılık aldığı ve dairelerin Abba'sına indiği anlamına gelir. Diğer bir deyişle, Hohma alçaldı ve pencereden doğrusal ışığını almadan önce olduğu gibi, artık dairelerin Keter'ine eşit değildir. Aynı ilke, Hohma'nın altındaki Bina'da da geçerlidir.
100. Bu pencere, Sefirot'ta ışığın yukarı daireden ona inişiyle birlikte yapıldı. Bu, o zaman bu ışığın, onun içinde bulunan perdeye damgalandığı anlamına gelir. Bu nedenle ışığın onu delip içinde bir pencere oluşturduğu düşünülmektedir.
200. Yukarıda ayrıntılı olarak zaten açıklanmıştır (Bölüm 2, Kısım 1, madde 4).
300. Işık, düz çizgiler halinde doğrusal uzanma yoluyla, daireden daireye iner. Ancak bu, perdeden inen ve başkalarına ihsan etmek için eril ışığı içeren üç çizginin gerçek bir ıslahı olarak görülmez. Bu dairelerin çizgileri ihsan etme gücüne sahip değildir çünkü onlar pencereler olarak aşağı inerler. Pencereler, ışığı sadece kendileri için almak için yeterlidir, başkalarına vermek için yeterli değildir. Kural şudur: "Perde olmadan eril ışık yoktur, sadece dişi ışık yani Nefeş ışığı vardır."
Adam Kadmon, Eyn Sof'tan Atzilut'un sonuna kadar uzanır, tüm dünyaları içerir ve bizim onunla uğraşmamıza olmamıza izin verilmez.
6. Bu Adam Kadmon (400), Atzilut'un yukarıdaki boşluğu boyunca bir uçtan diğerine (1), üst uçtan alt uca uzanır. Tüm dünyalar bu Adem'in içindedir, ancak bu Adem'in içselliğini ve özünü araştırmak ve ondan bahsetmek için hiçbir şekilde iznimiz yoktur.
İç Işık
400. Adem isminin kullanılmasına şaşırmamalıyız. Şöyle yazılmıştır (Midrash Raba, Bereshit 27): “Rabbi Yudah dedi ki: Yaratıcısı ile aynı forma benzeyen öngörülülerin gücü büyüktür: Yazıldığı gibi ‘Ve Ulai kıyılarının arasından bir adamın sesini duydum vb.’ ve ‘Tahtın benzerliği, yukarıdaki bir adamın görünüşü gibi bir benzerlikti’” Nedeni uygun yeri gelince açıklanacaktır.
1. Bu, tüm dünyaların en safı olan Eyn Sof'tan, tüm dünyaların en bayağı safhası olan orta noktaya kadar her şeyi birbirine bağladığı anlamına gelir. Böylece, önümüzdeki tüm gerçeklik, yukarıdakiler ve aşağıdakiler, ondan basamaklanan, ona asılan ve onu giydiren dallarıdır. Bu yüzden o hepsini birbirine bağlar.
2. İçsellik yani O’nun içinde kıyafetlenen Eyn Sof ışığı ve O’nun Kendisi, O'nun içindeki GAR olarak kabul edilir. Assiya dünyasında bile herhangi bir derecede veya Partzuf'ta GAR'ın herhangi bir anlayışından bahsetme iznimiz olmadığı zaten açıklanmıştı (girişte, madde 27). Bununla birlikte, ZAT’la, hatta Adam Kadmon'un GAR'ının ZAT'ı ile meşgul olmamıza izin verilir.
Önce daireler, sonra doğru çıktı. Dairelerle değil, sadece doğru ile ilgileniyoruz.
7. Başlangıçta on Sefirot biri diğerinin içinde, daire aracılığıyla çıktı. Daha sonra dairelerin içinde, yukarıda bahsedilen dairelerin uzunluğu boyunca tek bir Adem'in sureti gibi doğru içinde uzadılar (4). Yine de daireler (5) ile değil, sadece doğru ile ilgileniyoruz.
İç Işık
3. Dairelerin, ışığın kısıtlanmasından ve ayrılmasından hemen sonra ortaya çıktığı zaten açıklanmıştı. Bundan sonra doğru öyle bir şekilde ortaya çıktı ki, daireler, çizginin ışığının nedeni, neden olanı olarak görüldü. Bundan dolayı onların da ondan önceki olduğu kabul edilir.
4. Üst uçtan alt ucanın anlamı: örneğin, hayali bir maddesel uzunluğu gözlemleyin. Bunu yapmak, onun manevi kökenini bilmenizi sağlayacaktır. Hayali bir uzunluğu üç özelliğiyle anlıyoruz: üst ucu, alt ucu ve aralarındaki mesafe.
Manevi uzunluğu da tam olarak aynı şekilde ayırt edebilirsiniz: ilk önce alt ucunu yani son ve en bayağı safhasını bulursunuz, öyle ki bundan daha düşük bir bayağılık yoktur. Alt ucu bildiğinizden hemen üst ucu da bulacaksınız çünkü alttaki bayağılığın ölçüsü, aynı zamanda yansıyan ışığın seviyesinin ölçüsüdür (bkz. İç gözlem, madde 86).
Örneğin, dördüncü safhanın dördüncü safhasının bayağılığı, Keter’in Keter’i seviyesine ulaşır; dördüncü safhadaki üçüncü safhanın bayağılığı, yalnızca Hohma’nın Keter'i kadar yüksekliğe ulaşır ve dördüncü safhadaki ikinci safha, ancak Bina'nın Keter'i kadar yüksekliğe ulaşır vs. Böylece, alt ucu bilerek, üst uç da anında bilinir hale gelir.
Derecenin her iki ucunu da öğrendikten sonra, doğal olarak aralarındaki mesafeyi de bilirsiniz. Bunun nedeni, manevi bir mesafenin iki özellik arasında bir form eşitsizliği anlamına gelmesidir.
Form eşitsizliğinin ölçüsü, aralarındaki mesafeyi belirler. Örneğin, alt uç dördüncü safhadaki birinci safha ise, o zaman üst uç yalnızca ZA’nın Keter’i kadar yükseğe ulaşır. Bu durumda mesafe o kadar da büyük değildir.
Ama alt uç ikinci safha ise, o zaman üst uç Bina'nın Keter derecesi olacaktır. Böylece mesafe, birinci safha ve ikinci safha olmak üzere iki bayağılık seviyesi olacaktır.
Alt uç dördüncü safhanın üçüncü safhasının bayağılığından oluşuyorsa, o zaman üst uç Hohma’nın Keter’i olacaktır. Bu durumda mesafe, üç bayağılık seviyesininki kadar olur ve aynı şekilde böyle devam eder.
5. Bunun nedeni, dairelerin, doğrunun ilk üç Sefirot'unu çevrelemesidir (bkz. Bölüm 2, Kısım 1, madde 90). Onların kaplarının doğrunun GAR’ından çok daha üstün olduğu bilinmektedir. GAR hakkında çalışmamızın ve konuşmamızın yasak olduğunu zaten biliyorsunuz. Bu nedenle daireleri inceleme iznimiz yoktur.